Barış ve Demokratik Toplum Süreci devam ederken, Meclis’teki potansiyel yasal düzenlemeler gündemdeki yerini koruyor. Hukuk uzmanı Ömer Kaya, mevcut siyasi anlayışın güvenlik ve beka odaklı olduğunu ifade ederek, bu durumun toplumsal barışı sağlamak ve yüzleşmek için bir engel teşkil ettiğine dikkat çekti. Kaya, “Siyasi otoriteler, durumu yalnızca bir güvenlik meselesi olarak değerlendiriyor. Ancak bu konunun esasen toplumsal barışın sağlanması ve geçmişle yüzleşme ile ilgili olduğunu unutmamak gerekir. Mevcut statüko, ulusal bilinç ve toplumsal demokratikleşme yerine inkar siyaseti üzerine inşa edilmiş durumda. Eğer bu süreç, seçim kaygılarından arındırılarak bir toplumsal gerçeklik olarak ele alınmazsa, geçmişte yaşanan olumsuzluklarla tekrar yüzleşmek zorunda kalabiliriz” uyarısında bulundu.
Kaya, çözümün hukuki reformlarla mümkün olduğunu vurgulayarak, “Reform, eski yapıları aşmak ve yeni bir anlayış geliştirmek demektir. Türkiye’deki tek dil ve tekçi hukuk anlayışı, doğası gereği inkâr politikalarını beslemektedir. Bu zemin değişmeden atılacak adımlar sadece geçici bir rahatlama sağlar. Toplum, ayrışmayı ortadan kaldıran ve her kesimi kapsayan bir demokratikleşme süreci bekliyor” dedi.
Aynı zamanda, “umut hakkı” konusundaki tartışmalara da değinen Kaya, Adalet Bakanlığı’nın tutumunu “hukuki değil, siyasi” olarak nitelendirerek, bu konunun sadece Abdullah Öcalan ile ilişkilendirilmesinin yanlış bir algı olduğunu ifade etti. “Umut hakkı, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almış tüm bireylerin topluma yeniden kazandırılma iradesini destekleyen evrensel bir yaşam hakkıdır. Bakanlık, ‘yasalarımızda yok’ diyerek siyasi bir kimliğin arkasına saklanıyor. Oysa Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları ve sözleşmeleri doğrultusunda yükümlüdür. Umut hakkı, bir lütuf değil hukukun bir gereğidir” şeklinde konuştu.
Etkili bir değişim için iktidarın somut adımlar atması gerektiğini belirten Kaya, “Halkın iradesine ipotek koyan kayyım uygulamalarına derhal son verilmelidir. Cezaevlerinde yaşam mücadelesi veren hasta tutsakların durumları hukuki ve insani bir çerçevede acilen ele alınmalıdır. Siyasi tutsaklar üzerindeki keyfi yargı baskısının sonlandırılması gerekmektedir. Ortadoğu’daki bu kritik süreçte ‘halkların kardeşliği’ felsefesinin hayata geçmesi için Türkiye’nin iç barışını somut hukuki düzenlemelerle sağlaması önemlidir” ifadelerini kullandı.