Yeni Şafak yazarı Aktay: Birbirine hiçbir saygısı olmayan bir topluma sahip olmak bir ülkenin başına gelebilecek en büyük felaket

Yeni Şafak yazarı AKP’li Yasin Aktay, “Birbirine güvenmeyen insanlardan oluşan, birbirine hiçbir saygısı olmayan bir topluma sahip olmak bir ülkenin başına gelebilecek en büyük felakettir.” düşüncesini dile getirdi.

Aktay yazısında,Ne yazık ki bu güveni tesis edecek, var olanı da koruyacak hiçbir ciddi kültürel hatta dinsel programımız yok. Siyasette veya ticarette rakiplerimizi harcamak üzere ilk başvurduğumuz enstrüman olarak görüldükçe hoyratça tüketilmektedir.İnsanın başına gelebilecek en büyük felaket başka insanların kendisine güvenmemesi değildir. Bu yeterince kötüdür kuşkusuz, ama çok daha kötüsü, kendisinin başka insanlara güvenmemesidir. Yalancıların ve hırsızların bile maruz kaldıkları en büyük ceza başkalarının güvenini kaybetmeleri değil, aksine herkesi kendileri gibi zannettikleri için kendilerinin başkalarına güvenemeyişleridir. Güvenememek, gerçekten büyük bir cezadır. Güven duymak, güven duyacağı bir insan çevresinde yaşamak insanların en temel insan haklarındandır. Bu güveni tesis etmek insanın öncelikle kendisinden, etkinlik alanlarında insanlara güvenmeye başlamasıyla başlar.” yorumunu yaptı. 

Aktay şunları kaydetti:

“Bazen aldatılma riskini göze alarak güvenmek, hatta bazen kendisine yalan söylendiğini bilerek, bu yalanlara sırf güven duygusunun zedelenmemesi hatırına inanıyor gibi görünmek, çoğu kez bunu insanların yüzüne vurarak kaybedeceğimizden daha fazla şey kaybettirmez.

Güveni temin etmenin tek yolu saf olmak veya insanların saflığına saf saf inanmak değil tabii. İnsanın olduğu her yerde istismarın da ihtimal dışı olamayacağını bilerek en sağlam yolu mümkün bütün tedbirlerin alınmasıdır. Bu tedbirleri alırken de insanlara potansiyel hırsız muamelesi yaparak yine potansiyel bir fitneyi uyandırmamaya da ayrıca dikkat etmektir. Kurumlarımızda şeffaflığa, hesap verebilirliğe alabildiğine açık olmak, hesap verilemeyecek hiçbir adım atılmadığına dair yüksek bir güven telkin etmektir.

Hayır kuruluşları kuşkusuz önemli ve büyük işler başardılar, ancak hem “insanların kendileri hakkında bir bahaneye sahip olmaması için”, hem de toplumda çok kolay hedef haline gelebilen güveni temin etmek, örseletmemek, canlı tutmak gibi bir sorumlulukları da var. Bu konuda sergileyecekleri duyarlılık yürütmekte oldukları hayır işlerinden daha az değil çok daha “hayırlı” bir iştir.

Güven dostane bir duygudur ve aslında tam da bu duygunun bütün topluma yaygınlaşmasını temin edecek tedbirler bir toplumu dostluk temelinde birbirine bağlar. Klasik siyaset felsefesinde politikanın en önemli hedefi olarak önemli bir yer tutan dostluk sağlıklı bir toplumun en önemli erdemi olarak temayüz eder. Modern siyaset felsefesinde oldukça ihmal edilmiş olan dostluk şimdilerde yeniden siyaset felsefesinin önemli konularından biri haline gelmek için kapımızı ısrarla çalıyor.

Politik dostluğun da temeli güvenilirliktir, yani başka insanların elinden, dilinden ve belinden emin olabilmek ama aynı zamanda güvenebilmektir de.

Bu emanet, bu güven bütün insanları potansiyel olarak diğerlerine dost kılar. Dostlar birbirleri hakkında bir haber duyduklarında araştırmadan, sorgulamadan inanmazlar, hatta ilk duyduklarında tepkileri suizandan kaçarak, bir hüsnü zan ile karşılık vermek olur.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir